Web Sitesine Hoş Geldiniz


 

YÜCEBELEN KÖYÜ (Üskübürt)

 

            Namı Munzur yüce dağ silsilelerinin bağrında besleyip büyüttüğü hayli eski köylerimizden birisi. Kemah’a 40 km bir mesafededir. Köy, Kıra Sırt’larının eteğine, Sohmarik Deresi’nin üst tarafına doğru yeşilliklerle kaplı bağlık ve bahçelik bir mevkiye kurulmuş.

            Köyün eski isminin “Eskiyurt” olduğunu, bu ismi de bir paşanın koyduğunu, fakat zaman içinde söyleyişteki değişiklikten “Üskübürt” haline geldiğini,soyadı YURT olan, birinci aza Bahaddin rivayet etti bizlere: Vakti zamanında bir Paşa, Dersim tarafına vazifeye giderken, köylerinde birkaçgün misafirleri olmuş. Yola çıkıp Hudu’nun Ahurik Yayla’sına geldiğinde, kar yolları kapatıp Munzur’lar geçit vermeyince, “Haydi dönelim Eskiyurdumuza”deyip, geri dönüyor ve kışı köyde geçiriyor ve eski yurt ismi meçhul bu paşa dan kalıyor. ”Yücebelen” isminin ise, köyün dağların yamacında bir vadinin içinde kurulmuş olmasından dolayı; “yüksek yerde enginlik, çukurluk”manasına verildiğini ifade ettiler.

            Tahrir Defterlerinden çıkarılan kayıtlara göre, Üskübürt’ün 1516 da 22 hane,1530 da 32 hane,1568 de 41 hane ve 1591 de 65 hane olduğu ve bunlardan 5 nefer müslüman derbendci, Kemah Kalesi yakınındaki derbendi ve köprüyü gözetmekle görevli olduğundan, bu hizmetlerine karşılık olarak,köyde ziraat ettikleri 30 kilelik bir zeminin öşr-i divaniyyesinden ve rusum-ı örfiyyeden muaf sayıldıkları tesbit edilmiştir. Mahsulleri buğday, arpa, darı, şıra, bal ve bostandan müteşekkil olup, geliri 1516 da 15 000, 1530 da 11 770, 1568 de 12 000 ve 1591 de 13000 akça idi. Köyde 2 değirmen ve 2 de bezirhane olduğu kayıtlarda yeralmıştır.

Eski dönemlere ait Köntür denen mevkide, kale şeklindeki tabii bir kayada oyularak yapılan merdivenler, nöbetçi kulesi ve bir de havuzun olduğu bugün bile hala belliymiş. Bir de İnleyen Dağ’ın alt tarafında dar bir geçitten girilen, içinde insan suretinde kudretten kayaların bulunduğu mağara varmış. Bir zamanlar çevre köylerden insanlar, burayı “Ziyaret” kabül edip, gelirlermiş ve kurbanlar keserlermiş .Bu dağ isminden anlaşıldığı gibi bazı zamanlarda, çok derinlerden inler ve değişik sesler çıkarırmış.

            Bir zamanların 150 hanelik büyük köyü, hala büyüklüğünü korumak için çırpınıp didinse de şimdilerde 70 haneye düşmüş. Köyün kalabalık zamanlarında 10 000 davarları varmış ve yaz aylarında Munzurların bereketinden istifade için; Aşağı Dağ, Jangot, Kuru Peyleri, Çakmaklı, Gapır, Dolayyurt, Karakır ve Pin Yayla’larına çıkarlarmış. Şimdi ise hele 1994 deki davarlarının kaçırılması hadisesinden sonra hayvancılık çok azalmış. İstanbul’da 130, Erzincan’da 150 haneleri varmış. Köylülerin bir kısmı da eskiden kışlak olarak kullandıkları Eriç İstasyonu mevkisine yerleşmeye başlamışlar bir kaç seneden beri. Daha şimdiden 8-10 hane olmuşlar orada.1936 da açılan koskoca köyün ilkokulunda bile, kala kala

            11 öğrenci kalmış. Köy Camisi de hayli eski olup, Kemah Gülabi Bey camisini yaptıran zatın inşa ettirdiğini, büyüklerinden duyduklarını naklettiler. Caminin 220 sene evvel tamir edildiğini ise biz de caminin kitabesinden okuduk.

            Öğlen namazı için caminin yanında toplanan köylülerle vedalaşıp, bize mihmandarlık eden “Bakkal Amca”ya da “Allah’a Ismarladık” dedikten sonra, yağan yağmurun altından Derenin Karşı Tarafında Hışkonot Sırtından Yıldız Dağının dumanlı tepelerini son bir kez daha nazar edip, ayrıldık Üskübürt’den.

Köyün Sınırları: Doğusu; Hıyarlığı Dere, Kızıltaş, Karakuş Taşı, Hamsor Tepesi, Yanıktepe, Kargaburnu, Kolik Tepe, Höbek Tepe, Ağberler, Karakurun, Orta Dağın arası, iki Peğin arasındaki sırt, Cerahkorun Taş, Teke Dağının Üst Başı ve Aygörmezin Alt başı, Batısı; Komkıranın Mağarası, Aygörmez Deresi, Murakkanın Harabe Değirmeni, Komsor Tepesi,Mışığın Burun, Korlikler Tepesi, Karakıra, Ağtaş karşısındaki Karataş, Eriç Köprüsünün Burun, Kurtluklar, Çakmaklının Alt Başı ve Beştilin Boğaz, Kuzeyi; Fırat Nehri, Güneyi; Konikorsa.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

©2007 - 2008 Golkaynak.com

GÖLKAYNAK KÖYÜ DERNEĞİ TÜM HAKKI SAKLIDIR