©2007 - 2008 Golkaynak.com

GÖLKAYNAK KÖYÜ DERNEĞİ TÜM HAKKI SAKLIDIR

 
                   Web Sitesine Hoş Geldiniz


 

ATMA KÖYÜ

            Karşı ufku karlı zirveleriyle tamamen kaplayan Munzur Dağlarında, kara ve uzun kışların habercisi kara bulutların öbek öbek toplandığı kış arefesi bir günün ikindi sonrasında, Gediğin Sırt’tan köye baktığımızda gördüğümüz manzara, yürekler yareleyen ve pareleyen türdendi. Zira, “Biz gittiğimiz köylerin kahir ekseriyetinin Sonbahar’ını yaşadığını görüp hüzünlenirken, hazan yeli vurmuş gibi çatıları çökmüş haliyle viraneye dönmüş sahipsiz evleriyle bir kenara atılmış bu köy, çoktan Kış Mevsimini yaşıyordu. ”Bir zamanlar köyün, kadınlarınınsu doldurmak için başında sıra beklerken,köyün gündemini belirleyen fısıltılı muhabbetlerine kulak misafiri olmuş, fakat şimdilerde ondan nasipsiz yalnız Çeşme’nin önüne arabamızı eyleyip, bacası tüten bir hane, bir Adem arıyordu gözlerimiz.Bir zaman sonra, alt taraftaki bahçelerin arasından Muhtar Remzi YETİŞKİN bulunup geldi. Habersiz ve vakitsiz misafirlerine şaşkın ve şaşıran nazarlarına, memnuniyet tebessümlerini de ilave ederek “Hoşgeldiniz” dedi. Biz de, Fırat Vadisinin kara renge boyandığı ve karanlığın çoktan çöktüğü akşamın kızıllığında, dinliyoruz köyün tarihçesini.
Köy, Gediğin ve Mevzinin Sırtlarının Fırat’a nazır eteğine, Çayır ve Armut Düzü bağlarının üstündeki derenin kuytusuna doğru kurulmuş. Köy, tepenin güney yamacına yaslanmakla sırtını sağlama aldığı gibi, güneşin doğumundan uzak dağlar üzerinden sararıp batıp gitmesine kadar seyrettiği, ısıttığı ve ışıttığı aydınlık bir Anadolu Köyü. Köyün ve kurulduğu yerin güzelliğinden dolayı kadri kıymeti bilinsin, atılmasın unutulmasın diye “Atma” ismi verilmiş. Evler, ustaların murclarından terbiye görmüş ve güneşi gördükçe sağlamlaşan beyaz pur taşından yapıldıklarından göz ve gönül okşayan bir görünümde. Ancak birçoğu çatısı çökmüş haliyle harabeye dönmüş durumda. Muhtar, ecdadından köyünün isminin içine konan nasihat ve vasıyetin, pek dinlenmediğinden bahisle az sitem ediyor köylülerine: “İnsan hiç olmazsa ata yurdu, ana ocağı olan, içlerinde nice mutlu günlerin ya da binbir ızdırapla yaslı günlerin yaşandığı hatıraların hürmetine, gelip evlerinin bari çatısını yaptırmazmı?. Bakın teker teker yıkılıyorlar. Belkide bu haneler, terkedilmişliğin kahrı ve hüznüyle bir bir viran oluyor. ”Köye ilk gelip yerleşen ve bugünde devam eden üç sülale varmış: Abdikler (Yetişkinler), Kalogiller (Gökalpler) ve Köklüler.

            Eskiden 45 hane olan köy, şimdi 7 haneye düşmüş. İstanbul’da 30 haneleri ve başkanlığını Hüseyin KÖKLÜ’nün yaptığı ”Atma Köyü Derneği” varmış. Şimdi tamamı 86 davar ve 24 sığırın kaldığı köylerinde, eskiden 3 000 davar ve 400 sığır varmış. Köyün arka yüzündeki Yazyurdu, Sırpuğuru, Kurunlar ve Uzunhanlar tarlaları bir karış bile boş yer kalmadan ekilirmiş. Oysa şimdi saban demirine ve rençberinin nasırlı elleriyle bağrına saçtığı tohuma hasret bu tarlalar. 1944 de açılan köyün ilkokulu, 1987 de kapanmış.

            Köyün, Fırat kıyısında Çakşur Mezra’sı varmış ve esas verimli arazileri de o mevkideymiş. Eskiden 8-10 hanenin kaldığı o yerde şimdi kimse kalmıyormuş. Bu mezrada Honişlek’de “Ziyaret” kabül edilen, bazı dertlere derman, yaralara merhem şifalı bir su varmış. Yine o civarda Verana’da kilise kalıntıları ve peyleri hala belliymiş. Eskiden, Bağırsak Çayı’nın üzerindeki su değirmenlerinde öğütürlermiş buğdaylarını. Karşılarda Munzur Dağlarının eteklerindeki uzak komşuların minarelerinden Akşam Ezanı’nın okunmaya başladığı, Dedek, Koçkar ve Oğuz’un titreyen ışıklarının göz kırpmaya başladığı, hüzün vaktinde ıssız köyü dağlara emanet edip ayrılıyoruz.

Köyün Sınırları: Doğusu; Nezgep Çayını takip eden Kom Tarlanın Başı, Ayı Yatağı, Kıraçların Tepe, Çatalsöğüt ve Sarıtaş’ı takiben Fırat Nehri, Batısı; Reşoli Çayı takiben Yıkılganın Dere, Kuzeyi; İt Kayasını takiben Korkop Çayı, Güneyi; Fırat Nehri ile Çevrik.